5 Ekim 2011

Son Durak Ürdün

Eylül ayında Hindistan Mumbai'den Ürdün Amman'a ucmustum.

Havaalanına varmamla kuru çöl havasını burnumda hissettim. İnternetten buldugum bedewi otele ulastım ve geriye kalan 5 günümü iyi degerlendirmek uzere 2 Avustralyalı ile beraber, biraz kosturma bir tur ayarladım. Ramazan Bayramı sebebiyle ulaşımda sıkıntı olabilecegi icin bir araba ve söförüyle anlastık. 5 gün icinde Dunyanın 7 harikasından Petra antik kenti, çölde safari ve kamp ardından çöl kanyonlarında yürüyüş yapıp deniz seviyesinin 400metre altında yer alan ölü denize ulasıcaktık.

İlk gün bayramında ilk günüydü, sabahleyin ezan ve cocukların maytap sesleriyle uyanıp düstük yollara. Çölleri aşıp vardık Petra'ya. 120 lira gibi ucuk bir rakam olan giriş ücretini el mahkum ödeyip dar kanyonlar arasında kmlerce yürüdükten sonra, Indiana Jones filminden yıllardır bildigim Petraya ulastık. Petra'yı sadece çöl kanyonları arasında bir manastırdan ibaret zannediyordum, Karsılastıgım kmlerce uzunluktaki sehir görülmeye degermiş. Çöl sıcagında sehri kesfetmek uzere kanyonlara gizli efsane bölgede saatlerce yol aldık. Etkileyici bir gün ardından humus ve pilic cevirme üstünede künefeyi mideyi indirip geceyi Petra sehrinde gecirdik.

Ertesi gün çöl sıcagına yakalanmamak icin erkenden yola cıkıp Wadi Rum denilen "harbi çöl" dedigim bölgeye ulastık. Wadi Rum'da sık rastlanan çöldeki kamp yerlerinden birine yerlesip iyi bir ögle yemegi ardından çölde safari icin yola koyulduk. Aksam serinligine dogru kiraladıgımız 4*4 pick-up'un arkasında oturup tozutarak çölün derinlerine yol aldık. Arada sırada gördügümüz entresan kanyonlarda durup ufak yürüyüş ve tırmanışlar ile çölün zorluklarını hissetmeye çalıştık. Hatta ben durumu biraz abartıp kampa dönüşün son 2-3 kmsini kendim yürümeye karar verdim. Yönüm belli ve hava artık serinlemeye, hatta güneş batmaya yakın oldugu icin cok zorlanmadım ama kucuk gorunen kum tepelerini tırmanmak gercekten kolay degildi. Ama inişlerde ayrı bir keyifti. Kimi zaman aşagı ucarcasına kosuyordum, kimi zaman yuvarlanıyor, atlıyor zıplıyor, bir yandan da fotograf ve vidyolar cekmeye ugrasıyordum. Az olan zamandan sonuna kadar faydalanmaktı amacım. Arada sırada yanımdan gecen develi çöl adamlarının izlerini takip ede ede, en sonunda sag salim kamp yerine ulastım. Bayram sebebiyle kampta hazırlanan ziyafetin tadını cıkarıp kurak iklimden dolayı cok daha fazla belirgin olan yıldızlar ve berrak samanyolu esliginde de uyuya kalmışım.

Sabahleyin gün dogumu ile uyanıp boş çölde son bir yürüyüş ardından geri Amman yolunu tuttuk. Ammanda dinlendirici bir aksam ardından sabahleyin Ölü Deniz'e gitmek uzere tekrar yola cıktım. Amacım dünyanın en alcak(Deniz seviyesinin 400m altı) dogal rezervi olan Wadi Mujip kanyonunu takip edip ölü denize ulasmaktı. Kanyonun basında tanıstıgım ispanyol arkadasla beraber, dar kanyonun çölde ısınmış sıcak sularının kimi yerde boyun seviyesine ulaştıgı yerlerde yürüyerek, yüzerek, şelalerden kayarak keyifli bir yol kat ettik. Sıra gelmişti cok yuksek miktarda minarel iceren ölü denize girmeye. Arabanın şöfürü denize girmenin yasak oldugunu ancak belli tesislerden yada otellerden girilebilecegini söylüyordu. Giriş ücretleri ise yine ucuk ve komik rakamlardı. İnat ettim şöföre bedavaya girmek istedigimi söyledim. Amacım sisteme karşı gelmekti, 100lerce km uzunlugundaki sahil şeridinde belli yerlerden girme kuralı sacma gelmişti. En sonunda şöför ısrarlarıma dayanamadı, bir kenara cekti ve dikkatli olmamı söyledi. Ben kendimden emin adımlarla giderken denize yaklastım ve ayagım 40 santim camura saplandı. Anca o zaman anladım yasagın sebebinin bataklık oldugunu. Zar zor camurdan ayagımı cıkarıp taşlı bir bölge buldum ve ordan suya girme fırsatı buldum. Sudaki kaldırma kuvveti o kadar yuksektiki batma imkanı yoktu. Sanki deniz yatagında gibi bir hisle suyun ustunde rahatca yatabiliyordum. Bir hata edip kafamı suya soktum ve tadına baktım. Az daha kusacaktım. Mide bulantısıyla gözlerimi actım ve gözüme kacan bir kac damla su sebebiyle 15 dakika agladım. Üstüne birde sudan cıktıktan sonra güneş altında cildim yanmaya başladı, saf suyla durulanmak gerekliymiş. En sonunda dersimi aldım ve ölü denize neden ölü deniz dediklerini anlamış oldum.

Biliyordum ki Dunya Turumun son saatleriydi. Melankoli başlamıştı. Ammana döndükten sonra son saatlerimde Ürdün'de yapılan tek tük iyi yemekten biri olan künefeyi yemek üzere Habibah denilen tatlıcıya gittim. Bu tatlıcı önündeki kalabalık son fotoraflarım olacak derken deklanşore bastım ve makinam takıldı ve lensinde sorun bildirdi. İnanılmaz bir rastlantıydı. 1senedir bana eslik etmiş, her tür koşulu atlatmış Canon G11'im sanki turun sonunu anlamış gibi takıldı kaldı. Büyük baglılıgım oluşmuş yol arkadaşımın büyük ihtimal çöl tozları lens dişlilerini tıkamıştı. Benim icin cok duygulu anlardı.

Ertesi gün ucagıma binip Antalya ustunden gecerken gözlerim doldu, hep batıya gidip dogudan vatanıma dönmüştüm. Ne günler gecirmiş, ne guzel dostlar edinmiştim. Cok farklı insanlarla anlaşmaya çalışmak, iletişim yeteneklerimi arttırdı. Dogayı tanıdım, farklı iklim kosullarını hissettim, onlara adapte olmayı ögrendim. Yaşadıgım zorluklar, rastlantılar bana hayat ile ilgili cok sey ogretti. Bana hayatta istedigim seylerin bir sekilde karsıma cıktıgını fark ettirdi. Buda farklı bir huzur getirdi. Arkadaslarım soruyorlardı "Alışabilecek misin?" diye. Alıştım çoktan, şimdi yeni hedeflerim var. Şimdi önümüzdeki maçlara bakma zamanı. Bakalım daha neler olacak. Hindistan'da yogilerin dedigi gibi "Shanti Shanti" sakin sakin yola devam...

ve Fotograflar:

Created with flickr slideshow.

0 yorum:

Yorum Gönder